Sponsorum Olur Musun?

Sizlerle buluşmak için biraz fazla ara verdim sanırım. Fakat dolu geldim. Hemen ufak satır başları ile açıklayayım daha sonra asıl konumuza geçelim.

Bunu, size yaptığım bir açıklama gibi düşünmeyin tabii. Burada konumuz reklam ve dolayısıyla markalar. Ben de üniversitenin son yılı olması dolayısıyla tabiri caizse “tutuştum” diyebilirim. Aslında bu alanda başarılı ve azimli olduğumu hissediyorum. -ayrıca oldukça da mütevaziyim fark ettiniz mi?- Elbette alanında çok çok uzman insanlar var, olacaktır da. Bunlardan birisi ben veya sizlerden birisi neden olmasın? Unutmamak gereken bir şey var ki rakibimiz oldukça fazla. Bu da aslında başka bir açıdan bakacak olursak “rekaberlik” ortamı yaratıyor. Şimdi aklıma bazı anekdotlar ve kelimeler geliyor ama satır başına gelelim.

7-10 Kasım 2017 Brand Week İstanbul vardı, ilgilenenler bilir. İlk 3 günlük programa katıldım ve gerçekten nefes kesici bir 3 gündü. “Rekaberlik” kelimesi ise oradan alınma. Ben oldukça sevdim bu kelimeyi. Beraberlik içinde gerçekleşen rekabet. O kadar harika ve uygun bir kelime ki! Çok değerli konuşmacılar vardı. Bu isimlerin her biri çok değerli bilgiler verdiler fakat benim için Ken Segall, Sarah Personette, Markus Spiller, Bekir Ağırdır, Serdar Kuzuoğlu, İzzet Karaca ve Saffet Karpat çok çok çok çok değerli bilgiler sundular. Tekrar ediyorum, her biri kendi alanında uzman olup çok değerli bilgiler veren birçok isim vardı.

Sponsorum Olur Musun?
Sponsorum Olur Musun?

Bunun yanında pazarlama alanı ile ilgilenenlere kesinlikle Philip Kotler’in Kotler ve Pazarlama kitabını tavsiye ediyorum. Eğitimini aldıysanız halihazırda bildiğiniz bilgileri öyle yalın bir anlatımla ve öyle güzel örnekler vererek anlatmış ki… Aynı zamanda var olan şirketiniz ya da hayalinizdeki şirketiniz için birtakım sorular sorarak en doğru yolu seçmenize yardımcı olmuş. Hatta 2000-2003 yıllarında 1.ve 3. basımı yapılan kitap, bu günün e-ticaret alanını da öngören bazı bilgiler vermiştir. Şiddetle tavsiye ediyorum.

Sanırım uzun bir girizgah oldu. Umarım sizi yormamışımdır. Ama burada deneyim ve -kalitesinin derecesi tartışılsa da- bilgi veriyorum. Bi’ zahmet okuyun arkadaşlar, babamın hayrına da yazmıyorum. Alınıyo musunuz? Alının yaa bana ne. Pragmatik yaşayın biraz. Ben çok faydasını gördüm. Duygular biraz daha geri planda yerlerini alırken bilgi edinmeye aç hücreleriniz öne çıksın.

Gelelim asıl konuyaaaa.

Biliyorsunuz son zamanlarda bilfiil Müge Anlı ve Serap Paköz‘ün programlarını izliyorum. Fırsatım oldukça da yayın saatinde izliyorum ve aradaki reklamları da atlamıyorum. Geçtiğimiz günlerde -ay bile olabilir çok emin değilim- Rexona reklamına denk geldim. Başta beni çok fazla seçmedi, daha sonra biraz ilgilendim ve en sonunda şaşkınlık içerisinde kaldım. Yani tam de bi şaşkınlık değil ama… Başta normal ve tek bir kalemden çıkmış bir reklam gibi geldi, daha sonra baktım biraz farklı bi aroma tadı geldi ve en sonunda Türkiye A Milli Erkek Basketbol Takımı‘nın ana sponsoru olduğu Rexona reklamı olduğunu duydum. Açıp reklamı tekrar izledim. Reklam metni oldukça düşünülerek yazılmış. Çekimlere bakacak olursak teknik açıdan güzel, kreatif açıdan beklenilen düzeyde. Ama beni asıl heyecanlandıran şu ki Rexona gibi bir marka, A Milli Erkek Basketbol takımına sponsorluk yaparak gerçekten güzel bir taktik uygulamış. Yani sponsorluk yapacağı en uygun alan belki de. Futbolda olsa böyle olmazdı. Basketbolda kollar söz konusu ve kollar ise mümkün merkebe yukarıda. Bu da demektir ki koltuk altları göz önünde. Rexona için harika bir hazine. Yani koltuk altları değil, sponsorluk yaptığı alan. Dolayısıyla da koltuk altları sanırım. Neyse… “İşte sahalarda görmek istediğimiz hareketler” diyen Rexoba, sahada emeği geçen ve hatta saha arkasında da emeği olan isimlere değinerek Türk kültürüne uygun da bir strateji uygulamış. Ben çok beğendim. Doğru strateji, doğru dil, doğru marka. Reklam da işin özünü yansıtmış.

Eğer bu konu hakkında farklı görüşleriniz varsa mutlaka paylaşmanızı rica ediyorum.

Bir sonraki analizlerimde görüşmek üzereeee.

Sponsorum Olur Musun?” için 2 yorum

  1. Reklam oldukça güzel ancak hedef kitlesi göz önüne alındığında program ve saat mantıklı mı gerçekten ?

    1. Aslına bakarsan ben daha çok öğleden sonra iş çıkışı saatinden önceki vakitlerde izliyorum. Buna şöyle bir açıklama getirebilirim ki bu şu an benim şahsi kanaatim, iş çıkışı evine gelip televizyonu açan kişi reklamlara çok fazla ilgi göstermeyecektir. Amacı sadece eğlenmek ve hoş vakit geçirmek olacaktır. Takdir edersiniz ki özel bir ilgisi olmayan çoğu kişi reklamları gürültü olarak nitelendiriyor ve ilgi göstermiyor, hatta zaplıyor. Fakat canlı yayın izlemeyi tercih eden kişi özellikle de çalışıyorsa kanalı değiştirme fırsatı bulamayacaktır. Böylelikle gürültü olarak nitelendirdiği şey belki de iş hayatının akışında ona ninni gibi gelecektir. Baktığımızda marka da Rexona. Uygun bir medya planlama yapmış olacaktır. Ben aslında uygun buluyorum. Tabii analitik analiz raporları üzerinden daha net yorumlanabilir.

Bir Cevap Yazın