Sergüzeştlerimizden Seçmeler 2

Dedemden aldığım 3 liralık rüşvet elime geçince nasıl mutlu oldum size anlatamam. Geriye tam 47 lira borcu var ama maalesef o ona istediğini öğretemediğimi söylüyor. Ama bilgisayar başka nasıl öğretilir ki; aç, internet sayfasına gir, istediğin şeyi yaz, enter, işini gör, sayfayı kapat, başlata bas, bilgisayarı kapat! Benden ne tür bi’ şey istediğini tam anlayamadım doğrusu. Böylelikle benim 47 lira biraz hayal oldu. Ama onun yerine ben ne yaptım? BAYRAMLIK ALDIRDIM. Ulan, yıllar olmuş bayramlık aldırmayalı. Yine bi’ mutluluk, hüzün kapladı tabii beni.

İftardan sonra hemen Kızılay‘a gidelim dedik. Ani planları hep çok sevmişimdir. Kalktık saat akşam 10’da Kızılay’a gittik. Fakat otobüs seferleri 11 civarı bitiyo. Biz bunu umursamadan çıktık yollara. Tam bilet kalmadığı için de öğrenci bileti aldık. Yalnızca dünden kalan bi’ tane vardı ve bir de tarihi geçmiş olan.
Kızılay’ın iftardan sonrası muhteşem! Kalabalık, mekanların cıvıl cıvıllığı, sokaktaki satıcılar ve bahsetmeyi es geçemediğim sanatçılar. Hepsi bi’ harikalar gerçekten. Hicaz‘a bu tür yerlerde ihtiyaç duyuyorum tam olarak. Tamam, ben de çok rahat iletişime geçen biriyimdir ama Hicaz’ın muhabbeti kadar devam etmiyor. Benim yine de tanımadığım insanlara karşı bi’ çekingenliğim oluyor. Belki de bu en doğalı ama Hicaz bu konuda profesyonel, doğuştan. O yüzden onunla gezmesi bana büyük zevk veriyor.

 

Geçen kış geldiğimiz bir kafe vardı. Onu ararken saçma sapan sokaklara girdik. Bence iyi ki girmişiz çünkü yine farklı insanlarda ve farklı kültürlerle tanıştık. Bu ikilinin arasına girip oynamamak için kendimi zor tuttum. Aksi taktirde tam bi’ kaçık pozu verebilirdim. 🙂
Sonuç itibariyle kafeyi bulduk. Hicaz’ın kafeyi arama stili çok marjinal: “Yaa biz geçen kış buraya bi’ kafeye geldik. Sanırım adı ‘C’ ile başlıyodu. Bu sırada adı ‘C’ ile başlayan bi’ kafe var mı acaba?” Birincisi; adam senin geçen kış geldiğin kafeyi nerden bilsin? İkincisi; ‘C’ ile başlayan kim bilir kaç kafe var. Üçüncüsü; saat olmuş 22.30 ve son otobüs en geç 23.15’te. Sen daha ne kafesinden bahsediyosun? Yok ama, biz o kafeyi bulucaz. Ve neyse ki bulduk! Kafenin adı “CEREN CAFE”. 

Hızlı bir şekilde girişimizi yaptık ve ortaya bir masaya oturduk. Şöyle bir menüye baktık ama tabii boyumuzu aşıyor. Hemen su olmaz, çay içelim dedik. Çayın adı da“Demleme Bardak Çay”. Hemen garson kız sorduk:“Nedir bu Demleme Bardak Çay? Demsiz de mi oluyor?” Kız yapıştırdı cevabı: “Bazı müşterilerimiz onu ‘Sallama Çay’ sanıyor.” Biz cevabı almanın mutluluğuyla Hicaz‘la bir tavla atalım dedik. Hicaz ve lanet şansı beni alt etti tabii ki. Ama karşı masamızda tabu oynayan grup bizim daha çok ilgimizi çekti. Öyle büyük bir aşkla oynuyorlardı ki anlatamam. Kısa bi’ süre masayı dikizledik ve ben Hicaz’a saatin 11 olduğunu haber ettim.

   Hala umurumuzda değil elbette saatin 11 olması. Meşrutiyete, satıcıların olduğu sokağa aktık hemen. Tuzluk satan 2 gençle Hicaz başladı muhabbete. Orda da bolca vakit kaybedince ben yine o iğrenç alarmların erken çaldığındaki halini andıran bir tavırla “Hicaz, saat 23.15” dedim. Yine bizde bir telaş yok. Son çare olarak otostop çekmeyi dahi düşündük. Ama sokakların kalabalığı bizi çekiyordu, ne yapalım. O ufak satıcıların sevecenliği inanılmaz bi’ şey. Kalabalık ayaklar arasındaki o parıldayan, ışıldaklı oyuncaklar benim bile dikkatimi çekti. Hani annem babam yanımda olsa ufak bi’ çocuğun zorlaması gibi “Anne, baba. Bana bundan alıııığğğnn.” diyeceğim. Tamam abarttım ama öyle de güzeller.

Sonuç olarak son otobüse yetişip Gölbaşı‘na geçiş yaptık. Yine şanslı günümüzde idik.
Yarın erkenden yine Kızılay sokaklarında yeni maceralar yaşamayı planlıyoruz. Hepinize hayırlı kandiller diliyorum. 🙂

Bir cevap yazın